Bu acelemiz niye?

Dağlar dağlar yüce dağlar. İsviçre’nin en dikkat çeken ozelliği dağları olsa gerek. Günlük konuşmanın hakim konusu dağlarda kaç bin metreden sonra kar var, kayak sezonu açıldı mı, dağların içinden geçen tünel, dağlara çıkan tren, dağlara gezmeye gitmek için en uygun ayakkabı ve dağda yüzüne sürmelik krem. İsviçreliler bebek denecek yaşta başlıyorlar dağ gezintilerine. El kadar çocuklar snowboardla hızla yanından geçerken tek tesellin olabilecek yaşlılar da kayak üzerinde 50. yıllarını kutluyorlar. Dağlar güzel tabi, ama dağdakiler ne hikmetse belki de en az manzaranın güzelliğiyle ilgililer. Daha ilginç olanlar arasında, kaç saatte ne kadar yol yürüdüğün, kaç kilometre tırmandığın ve ne hızda yol aldığın var. Dağların temiz havasının ve nefes kesici güzelliklerinin keyfini çıkarmaya gelmiş bu insanların hedefledikleri yol boyunca bu güzelliklerle ilgilenmemeleri nasıl bir çelişkidir?

Ancak bu durum ne dağlara gezmeye gidenlere ne de İsviçrelilere özgü. Bu evrenselleşmekte olan insanın genel bir ikilemi, tüm büyük şehir insanının ortak sorunu. Hayattan zevk alamama. Hedefe kitlenirken nedenlerini unutma. Nedenini unutan insanı hangi başarı tatmin eder ki? Günümüzün hızlı tüketim dünyasında düşünmeye vakit yok. Evrenselleştikçe çevremizdeki kalabalık artıyor, artık akıntıyla sürükleniyoruz. İsviçre dağlarında yürüyen grup gibi daha hızlı gitme endişesiyle grupta durup manzarayı seyredelim diyen o ayrılıkçı uyumsuz elemana hemen haddini bildiriyoruz. Zaman geçiyor. Tik tak tik tak. İsvçire saati kusursuzdur. Tik tak tik tak. Asla geç kalmaz. Tik tak tik tak. Asla durmaz. Tik tak tik tak. Hep devam. Daha ileriye. Toplumları geliştirmek adına, çalışmaya devam. Tik tak tik tak. Çalışmak özgürleştirir. Hoop. Yaa işte, böyle geliyoruz oltaya. Zamanında ceza diye azınlıklara uygulanan koşullar çaktırmadan günlük yaşamımıza sızıyor. Artık en temel haklarımız bile büyük bir lüks sayılıyor. Söz gelimi bir patron devlet tarafından bolca verilmiş (!) üç aylık doğum iznini iki aya indirebiliyor. Kadınlar doğumdan bir saat sonra patrondan mail gelmiş mi diye kontrol etmezlerse kötü çalışan oluyorlar. Çocuk büyüyene kadar işe ara vermekse ölüm fermanını imzalamakla eş değer. Öğretmenlerin yıllık sözleşmelerle çalıştırıldığı bir toplumda zaten, kaderimiz artık gelecek neslin değil, hızla akıp giden zamanın elinde. Eskiden ayıplanan rekabet, ispikleme, çıkarlarını gözetme şimdilerde olmazsa olmaz. Aman kalp kırmayayım, bir de seni dinleyelim fazlasıyla eski moda. Filmler, kitaplar, tüm sosyal medya hıza tapıyor. En hızlı para kazanma yöntemleri,  en fazla hastaya bakma, en çok makale basma; toplumun okumuş okumamış tüm kesimi aynı illetle boğuşuyor, haberi yok, haberi olanın da kurtulma şansı yok.

Bir yol var aslında. O yol da olmasa ne bu yazı olurdu ne de okuyucusu. Ama bu yol cesaret istiyor, bir de fedakarlık. Dağda yürüyorsak, tadını çıkaracağız. Etrafa bakacağız. Aa ne güzel diyeceğiz. Deli misin koşsana diyenlere, nereye gidiyorsun, gel dinlen hele diyeceğiz.  Güzellikleri fark edip,  fark ettireceğiz. Kendi doğrularımızı izleyeceğiz, başkalarının doğrularını değil. Sadece kendimiz için değil, bu yeni cesur dünyadaki tüm yaralı kalpler için yapacağız bunu. Arkadaşlarımız için, komşularımız için, çocuklarımız için. Kimsenin gözüne bakmadığı kasiyer kiz için, patronundan işittigi azardan gurur incinen baba için, alışveriş merkezinin tuvaletini temizleyen yorgun teyze için, Istanbul trafiginde servis şöforu amca için, ve daha nice kalbi kırık insan için. Hepimiz için.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s