Daha ölmedim

Hayatta ufak şeyler büyük dersler verebilirmiş. Evinin önüne koyduğu eski sandalyede tembel tembel oturan ihtiyarın buna inanmak için hiçbir nedeni yoktu. Ona göre kızıyla konuşmamakta sonuna kadar haklıydı. O sakat adamla evlenen kendisi değil miydi, hem de babasının rızasını almadan, hem de gizli gizli? Suçunu kendi de biliyordu besbelli. Torun oldu diye yaşananları unutacak değildi. Ah, rahmetli iyi ki görmemişti bugünleri. Ama belki o kıza daha iyi sahip çıkar, bunların hiçbiri yaşanmazdı. Neyse ne işte, bugün torunu bırakmaya geldiğinde, her zaman yaptığı gibi yine kızın yüzüne bakmayacaktı. Teşekkür bekliyorsa çok yanılıyordu, yaşlı babasına bakmak onun göreviydi, tıpkı evlenirken rızasını almak gibi. Hayırsız kız, ailenin yüz karası.

Son hız geçen bir araba çıkardığı gürültüyle yaşlı adamın düşüncelerini kızından uzaklaştırdı. İhtiyar, plakasını alma heyecanıyla topal ayağını sürüye sürüye arabanın peşinden koşmaya niyetlenmişti ki, arabadan kahverengi bir bohça gibi bir şey atıldığını fark etti. Yaşlı adam giden arabanın ardından okkalı bir küfür savurdu. “Artık bebeklerini bile atıyor bu soysuzlar!” Bohçaya benzettiği şeye yaklaştıkça onun bir bebek değil de köpek yavrusu olduğunu gördü. Köpekçik pek iyi durumda değildi, belli ki iyi muamele görmemişti bugüne kadar: aşırı zayıf, kılları yer yer dökülmüş ve hatta kuyruğunda ve kulağının arkasında açık yaralar göze çarpıyordu, ciddi olabilirlerdi.

Kim görse hayvancağıza yardıma koşardı bu manzara karşısında. Ancak yaşlı adam şöyle bir baktı köpeğe ve tek yorumu “Hah, itmiş, itoğlu it” oldu. Sonra da dökülmek üzere olan sandalyesine geri dönmek üzere ağır bir tempo tutturdu. İşte o sıradaydı, torunu getirmek üzere gelen kızın arabası, evin önünde durdu. Oğlan koşa koşa indi arabadan. Bu evi dedesine rağmen çok seviyordu. Annesi hemen ardından gaza basıp gitti, babasına selam vermemeye alışmıştı artık, selamını geri almıyordu ki hiç. Eve girmeden dedesine şöyle kaçak bir bakış atan çocuğun gözleri bir anda büyüdü: “ Ama dedee”, sonra da koştur koştur yaralı köpeğe gidip yanına çömeldi. Dede çaktırmadan çocuğun şefkatle köpeğin başını okşayışını izliyordu. Yaraları dikkatle inceledikten sonra, çocuk ne yapılması gerektiğine karar vermişti: “Köpek yaralı, içeri taşımama yardım et dede”. İhtiyar duymazlıktan geldi, konuşur konuşur susar küçük velet. Ancak çocuk baktı dedesinden hayır yok, arka bahçedeki el vagonunu kapıp getirdi, köpeği yavaşça içine koyduktan sonra el vagonunu evin içine kadar sürdü. “Bana bak delikanlı, o iti evimde istemiyorum. Pis, hastalıklı şey, fazla yaşamaz.” “Annem diyor ki doktor senin için fazla yaşamaz demiş, ama o seni yaşatmak için her şeyi yaparmış.”. “Çok biliyorsun sen, itin oğlu, al, itin de anan da senin olsun!”.

Söylene söylene içeri odaya gitti, yine ağrıları tutmuştu işte, “Yakında ölürmüşüm, ölürüm tabi. Ama acımdan, kederimden. Kızım işe yaramazın tekine vardı, adam ne çalışır, ne eve ekmek getirir. Beni ezdi o hayırsız. Babasını tanımayan kızım yok benim, torunum da yok, duydun mu!”  Söylenmek iyi gelmemişti, ağrıları azmıştı. Hem de çocuğun bu ite gösterdiği ilgi ona canını yakan bir anısını hatırlatmıştı. Küçüktü o zamanlar, belki çocuk kadar. O da bulmuştu bir köpecik. Ormanda. Şimdi düşününce belki tecavüze uğramıştı hayvan. Allahsızlar. O da almış, eve getirmişti köpeği, güzelce yıkamıştı yaralarını, sonra oturup hayvancağızın bir bir onları yalayıp tedavi etmeye çalışışını izlemişti. O gece babası fark etmemişti. Çok sert adamdı babası. Dediğim dedik, tersi de tersti hani. Ertesi gün anası fark ettiğinde köpeği, babasının dayaklarının acısı belki bir ay geçmemişti. Köpekse belli ki zaten ölmez üzereymiş ki, bir iki güne kanlı ishaller, durmayan kusmalar derken önce bedeni yok oldu sonra da -varsa eğer- ruhu. O zaman düşünmüştü, beybabam haklıymış, hastalıklı hayvanı boş yere eve getirdim diye. Sonra zaten hiç çıkmamıştı babasının sözünden.

Kızından da bunu beklemişti. Ama özellikle karısının ölümüyle her şey zıvanadan çıkmıştı. Kızın yanında, tekerlekli sandalyede, kendinden yaşça büyük bir adamla gezdiği söylentileri çıkmıştı önce. Kızına sorunca önce pek söylemek istememişti, ama sonra ağzından baklayı çıkarıvermişi. Çıkarmıştı çıkarmasına ama beklediği gibi gelişmemişti olaylar. O babasına beni istemeye geleceklermiş yakında deyince babası adam sakatmış doğru mu demişti. Kız evet ama kafası çalışıyor, hem ben seviyorum, ne fark eder, demişti. Üstüne bir de sakatlığın önce yatalak bıraktığını sonra da genç yaşta öldürdüğünü öğrenmesiyle ihtiyar adam kızına o adamla görüşmesini yasaklamıştı. Yok efendim, adam çok zekiymiş, kafasının içi doluymuş, yazıyormuş, çiziyormuş. “Erkek mi o be?” diye böğürmüştü. Kızı kaçıp evlendikten sonra gelen hamile haberi belki onu yumuşatabilirdi, ama daha da çok kızdırmıştı. “İt herif bir de yetim getiriyor dünyaya, yazıklar olsun sana, yazıklar olsun doğduğun güne!”.

Ağır konuşmuştu o gün. Kızının yüzünde okumuştu bunu. Ama artık geri dönüşü olmayan bir yoldaydı. Hatalarıyla yüzleşecek gücü yoktu, en iyisi herkese her şeye küsmekti. Huysuz ihtiyar da bunu yapmıştı. Zaten yakında ölecekti. Kanser haberi kızını üzüntüye boğmamıştır pek, hatta belki eve gidip göbek bile atmıştır babamdan kurtuluyorum sonunda diye. Ama şimdi düşünüyordu da, çocuğun söyledikleri falan. En son ne zaman kızının yüzüne bakmıştı bilmiyordu ama sanki son zamanlarda daha bir kederliydi kızı. Böyle ağır bir yük taşır gibi kambur geziyordu hep. Sesi de pek çıkmıyordu.  Aslında ona çok iyi davranıyordu. Özellikle hastalığı öğrendiğinden beri daha mı şefkatliydi ne? Mirastan desen, miras falan kalmayacaktı ölünce, bu kırık dökük ev öyle uzaktı ki müteahhit bile girmezdi. Yoksa kızı ona üzülmüş müydü?

Hani kendisi o ölmek üzere olan köpeğe nasıl yardım etmişti, bağrına basmış, bir gün daha yaşasın diye dört dönmüştü, kızı da sanki ona öyle bakıyordu. Yaşanmış acıları telafi etmek için çok geçti artık. Ama en azından yenilerini durdurabilir miydi ki? O gün babasına diyememişti, bu da bir can diye, daha ölmedi diye. “Daha ölmedim” diye mırıldandı ihtiyar. Sonra da topallaya topallaya torunun yanına gitti.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s