Suçlu ‘Neoliberalizm’miş

Nasıl ki bir bireyin diğer bireyle ilişkisindeki etkilenmeler iki yönlü, toplumun bireyle ilişkisi de iki yönlüymüş. Bugün Ezgi Başaran’ın Radikal Gazetesi’nde çıkan felsefeci Dardot ve sosyolog Laval’le yaptığı sohbeti okurken en çok dikkatimi çeken bu nokta oldu. Sohbet bu ikilinin Türkçe’ye yeni çevrilen kitapları “Dünyanın Yeni Aklı: Neoliberal Toplum Üzerine Denemeler” kitapları ve neoliberalizmin birey üstündeki etkileriyle ilgiliydi.

Normalde pek sevmem ‘izm’leri. İnsanlar fazla önem verir, adeta fanatikleşirler konu bu tarz ideolojik akımlara geldi mi. Bir de en sevmediğim özellikleri, öyle yola çıkmasalar bile, netice olarak toplumları bölmeleridir. Ne yazık ki teoride en adaletli ve eşitlikçi olanları bile insan elinde yalnız bir gruba hizmet eden araçlar haline geliyor. Ancak neoliberalizm insanları gruplaştırıp fanatikleştirmek yerine çok daha zekice bir strateji izliyor. Öyle ki onu bilen bilmeyen, dili dönen dönmeyen herkesin içine sızmış istemesek de her birimizi koyu bir neoliberalist yapıp çıkmış. Ne mi yapmış? Basit. Önce ekonomiye girmiş. Rekabet güzeldir, herkes gelişir diyerekten, ekonomiden tüm kuruluşlara yayılmış. Örneğin kamu kuruluşlarını düşünün. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada Sağlık Reformları adı altında şirketleştirilen sağlık kuruluşlarını, öğrencilere yarış atı muamelesi yapan –Kuzey Avrupa hariç – tüm dünyadaki eğitim sistemini.

Dardot ve Laval daha da ileri gidip, neoliberalizmin yaşam tarzlarımızı nasıl etkilediğinden de bahsediyor. Örneğin, Amerika’da vatandaşlar ‘girişimci’ olarak tanımlanıyormuş. Eh, ‘girişimci’ler de adlarının hakkını vermeye çalışıyorlar tabi, tüm eğitim sistemini rekabet üstüne kurarak, filmlerde rekabeti, kazanma hırsını özendirerek ve insanı küçük yaşta rahatça şekillendirebilecek daha birçok yolla.

Kısacası insanların belki başta ülkeyi geliştirmek gibi iyi niyetlerle oluşturdukları bu iktisat modeli bugün toplumları inşa etmeye başladı. Üretilen robotun dünyayı ele geçirmesi korkusu gerçek olmuş gibi görünüyor, hem de hiç fark ettirmeden. Dardot ve Laval neoliberalizmin artık tüm ideolojilerden üstün olduğunu, hükümetlerin sadece adlarının değiştiğini, yönlerininse hep aynı olduğunu söylemiş. Düşününce katılmamak elde mi? Elbette nadiren güzel politikalar, neredeyse demokratik devletler görüyoruz (İsviçre de gördüğüm kadarıyla bunlardan biri) ama genelde toplumun gittiği yön hep aynı, daha açgözlü, daha tatminsiz, daha rekabetçi bireyler.

Bu yazıyı yazmaktaki amacım kendi basit sosyolojik çözümlemelerimle dünyayı kurtarmak değil elbette. Bireyin toplumu oluşturduğu kadar toplumun da bireyi oluşturduğunu çok iyi açıklayan bir örnek olduğunu düşündüğü için paylaştım. Bir de niye böyle olduk sorusuna verilebilecek yanıtlardan biri olabilir. Üstünde düşünmeye değer.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s