Ameliyat Sonrası Hesaplaşmaları

Yıllar yükleri artırıyor değil mi? Bir tek ben hissetmiyorum bunu. Amerika’yı keşfetmeye gerek yok yani. Oysa yaşarken insan kendini ne kadar yalnız hissediyor. Mutsuzlukta yalnız, umutsuzlukta yalnız, hem de umutsuzca yalnız. Bir ben depresifim, bir ben taşıyorum dünyanın yükünü omuzlarımda. Bazen deliriyorum sanıyorum ya. Tek deliyi de kendim sanıyorum. Köyün delisi ve hatta tüm dünyanın delisi tek ve de o benim. Aslında değilim.

20131002-180819.jpg
Bunu ameliyat sonrası evde oturup ilk defa neymiş şu kadın programları diye dudaklarımda çarpık ve alaycı bir gülüşle izlediğim TRT’deki psikologu dinlerken fark etmem de kendi trajikomedime yakışır bir uyanış oldu. Sonra bir de dergide okuduğum yazıda yazanlar. Bu noktada bir parantez açmak istedim.

Ameliyattan bir gün evvelinden beridir her dışarı çıkışında babam soruyor, artık ağız alışkanlığı mı kibarlıktan mı, bir şey ister misin diye. Ben de her seferinde bir kadın dergisi al diyorum. Niyeyse bugüne kadar alıp da bir kadın dergisi okumuşluğum yoktur. Bir yıl kadar önce kızlarla Lozan’a gittiydik trenle, o zaman beraber okumuştuk da çok eğlenmiştik. Aklımda kalmış işte. Vakit öldürmek için birebir diye. 10 gün o dergi her gün istendi, hiç bir gün eve gelemedi. En sonunda annem beni bırakıp markete gittiği nadir anların birinde aldı da muradıma erdim. Her sayfasını büyük bir zevkle en ince detayına kadar okuduktan sonra, bir akşam baktım bizimki elinde en külçesinden bir Migros torbası çıkageldi. Sen miydin kadın dergisi isteyip duran, her istediğim dergi başına bir tane olacak şekilde önüme on tane -evet rakamla da 10- birbirinin benzeri dergiyi seriverdi.

20131006-132513.jpg
Böyle bir deli-tatlı baba, anne malum, hayat öyle. Mutsuz olacak sebep yok ki derler insana değil mi? Derler tabi. Oysa nasıl ki gönül ferman dinlemez, ruhum hiç dinlemez. Dinlemeden kurar da kurar. Bolca çevreyi memnun etme isteği, had safada kabul görememe korkusu, ama en çok mükemmele ulaşma takıntısı, ve tabi aşırı kırılganlık. İşte mükemmel karışım.

Kendimden çıkardığım ders şu: hayat değil, insan. Hayatı mutlu da mutsuz da yapan biziz. Elbette aşırı bahtsız hayatlar var. Daha dün ne yazık ki böyle bir hayatı olmuş çok sevdiğim, çok özel bir teyzemle konuşuyorduk. Ancak buz dağının üstündeki tatsızlıklar alttakilerin yanında devede kulak bile kalmaz. Alttakilerden kastım içimiz, olayları nasıl gördüğümüz. Her şey aslında bizim biraz da nasıl değerlendirdiğimizle ilgili. Geçenlerde dinlediğim bir TED konuşmasında bahsediliyordu: iyimserlik hem bir olaylara bakış açımızı, algımızı etkiliyor, hem de aslında olayın iyi bir şekilde gelişmesine yardımcı oluyor. Tabi her durumda iyi düşün iyi olsun geyiği yapılamaz ama algı meselesine katılıyorum. O açıdan da dışarıdan gelenler değil bizim onları nasıl gördüğümüz belirliyor mutluluğumuzu. Benim gibi ‘ay kimseyi kırmayım’, ‘yanlış yapmayım’, ‘zayıf gözükmeyim’ gibi endişeleri tüm hayatına yayılmış bir insanın tasasız kalması işte bu açıdan imkansız. E, yanlışlık da burada.

Bırak nevrotik bir karakter olayım, melankoli her yanımı sarsın, Zeki Müren açıp nostaljik takılayım. Doğru belki çok süper bir yazar falan olurum sonunda, – bi ihtimal yani, bari şurda hayalini kurayım canım allaallah- ancak bunun bana ve sevdiklerime pek bir yararı olmaz. Görüyoruz işte, bugün miyom allah korusun, yarın ne acaba? O yüzdendir ki şu evde oturduğum -ve profesörüme makalem üzerinde çalışacağıma söz verdiğim – kıymetli vaktimle ben kendimi mutlu etmeye çalışıyorum. Evet, kendimi mutlu etmeye çalışıyorum, ve baya da iyi gidiyorum. İşin ilginç tarafı mutsuzken sürekli daha fazla mutsuz olmak için çırpınan sorunlu zihnimin bir anda en büyük emeli beni şımartmak oldu. Sürekli ne yapsam da şu kız daha da mutlu olsa diyor. Yalnız dikkatinizi çekerim; bunu, sorunlardan kaçarak yapmıyorum. Tam tersine kendi sorunlarımın üstüne gidip kendimi onlar için bağışlayarak yapıyorum. Tabi sorununuz benim gibi kendinizden hep muhteşem bir performans bekleyip sonrasında gelmeyince kendinizi suçlamaksa iyi bir çözüm. Kendini zaten muhteşem bulanlar bu çözüm önerilerimi lütfen dikkate almasınlar, bu dünyada daha fazla ego patlamasına ihtiyaç yok.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s