Küçük Denizyıldızı

Gökteki yıldızlar mı denizdeki yıldızlar mı daha fazla? Küçük deniz yıldızı o gece miskin miskin koyu gökyüzüne bakarken bunu düşünüyordu. Acaba tepedeki yıldızların arasında mıydı en iyi arkadaşı? Belki kendisi de gökten düşmüştü. Aslında deniz yıldızı değildi. Tüm bu yalnızlık, bir türlü ait hissedememe duygularına çok iyi bir açıklama bulmuş gibi sevindi. Bir ferahlama geldi birden küçücük yüreğine. Dostları, ailesi tepede olsa gerekti. Ama nasıl erişmeli oraya? Bir keresinde karşı adacıklardan sürüklenen bir mercanın bilmiş bilmiş “tepedeki yıldızlar aslında göründüğünden daha uzakta” dediğini duymuştu. Acaba gerçekten o kadar uzak mıydılar? Hayatı boyunca ulaşamayacağı, ulaşmayı ümit etmenin hayalperestlik sayılabileceği kadar mı uzaklardı? Yoksa kafasına koyup, cesur davranırsa, bir de şans ondan yana olursa ulaşabileceği kadar mı uzaklardı sadece? Bilse ki yapabilirdi, hiç durmazdı bu yerde. Yapayalnız hissettiği, varlığının kimseyi ilgilendirmediği bu yerde… Çok emindi şimdi dalgalar alsa onu, en uzak diyarlara götürse, buradakiler onu hatırlamazdı bile. Demezlerdi sarı pullu deniz yıldızı şurada pineklerdi hep, ne oldu ona. Böylesi değersizse, bir hayalin peşinden de koşabilirdi pekala. Madem kimsenin umrunda değildi, varsın yukarıdaki yıldızlar çok uzak olsun. O yine de onlara ulaşmayı deneyip bir hayalperest olsun. Yeter ki hiç kimse olmasın. Kararını vermişti sarı pullu küçük deniz yıldızı. Yarından tezi yok yukarıdaki yıldızların yanına çıkmanın yollarını arayacaktı.

Ertesi gün olduğunda önce niye bu kadar mutlu hissettiğini hatırlayamadı deniz yıldızı. Kendini bildiğinden beri- ki bu kıyıdaki deniz yıldızlarınının onu balıkçı ağlarından kurtardığı zamana denk geliyordu, sabahları çevresini saran bir mutsuzluk dalgasına teslim olurdu. Tıpkı ağlardan onu kurtardıklarında, yüzüne acıma ve hor görme arası bir duyguyla bakan diğerleri gibi küçük deniz yıldızı da yıllar içinde kendine acımaya ve kendini hor görmeye alışmıştı. Ağlara takılan bir zavallı… Arkadaşı bile olmayan bir yetim… Hiçbir işe yaramayan bir parazitti o. Sırf onu kurtaran, vaktini boş yere aldığı kahraman deniz yıldızları için değil, diğer tüm yıldızlar için de. Kendi için de. Ancak içinde bir yerde ufacık bir ses vardı. İtiraz etmeyi hiç bırakmayan bir ses. Ona buradan olmadığını hatırlatan, buradaki yıldızlara tamamen inanmasına karşı koyan bir ses… Değersiz olmama ihtimalini hatırlatan, bomboş dünyasına ümit kırıntıları serpen bir ses… İşte bugün o ses konuşuyordu. Konuşmak değil adeta coşuyordu. 

Küçük deniz yıldızı, önce çok şey bildiğini düşündüğü bilge balığın yanına gitti. Bilge balık o sırada deniz taşlarıyla bir deney yapıyordu. 
– İşlerin rast gelsin, bilge balık. Ne deneyi yapıyorsun acaba? 
Bilge balık, küçük deniz yıldızının bu beklenmedik ilgisine şaşırmış duruyordu. Yine de bozuntuya vermemeye çalışarak cevap verdi:
– Bu taşları üst üste oturtup denizin akıntısının yönünü belirliyorum. Bunu her gün aynı saatte yaptığımda akıntı hep aynı yöne oluyor, biliyor musun?
Küçük deniz yıldızının ilgisini çekmişti bu deney. 
– Bilge balık sence havada da suda olduğu gibi akıntılar var mıdır?
-Elbette var evlat. İnsanlar yanlış hatırlamıyorsam rüzgar diyorlar bu akıntılara.
– Peki sence tepeye giden bir rüzgar da var mıdır?
Bilge balık yüzgeçleriyle göbeğini ovuştururken bir yandan da düşünüyordu. Küçük deniz yıldızına saatler gibi gelen bir kaç dakikanın ardından:
– Hortum denen rüzgarlar olduğunu duydum. Bu kendi çevresinde hızlıca dönen hava akıntılarının içine giren yukarı itiliyormuş diye duymuştum. Ancak senin sorduğun bu değil herhalde evlat, diye yanıtladı.
Küçük deniz yıldızı içindeki heyecanı zor dizginlerken bir yandan da sormaya devam ediyordu:
– Yok değildi. Ama hortum denen bu akıntılar çok ilginçmiş. Sence içine giren birini ne kadar yukarı atıyordur? Yıldızlar kadar uzağa mı?
– Sanmıyorum ufaklık, dünyanın dışına çıkacağın kadar güçlü değildirler. Ancak belki de….
Bilge balık kendi düşüncelerine dalmış gibiydi. Gözleri fıldır fıldır, belli ki bir şeyler onu heyecanlandırmıştı.
– Bir zamanlar kocaman bir tufandan bahsedildiğini duymuştum evlat. Bu da bir çeşit hava akıntısı. İşte belki o zamanlar oluşan hortumlar yıldızlara bile fırlatmışlardır içindekileri. Öylesine güçlüymüş onlar.
– Ah söyle bana bilge balık yakınlarda yine olur mu sence bu tufan dediğinden?
– Uğursuz konuşmalar bunlar evlat. Ne sorduğunu bilmiyorsun sen. Tufan demek tüm soyumuzun sonu demek.

Böylece küçük deniz yıldızı bilge balığın yanından ayrılmış, tüm bu öğrendiği yeni bilgileri aklında tutmaya çalışıyormuş: rüzgar, hortum, tufan. Tufan gerçekten o kadar kötü mü diye düşünmüş. Onu yukarılara taşıyacaksa pek de kötü olmasa gerekir. Ah keşke yakında koca bir tufan çıksaydı.

Büyüklerimiz boşuna dememiş, ne dilediğine dikkat et, gerçek olabilir diye. Sarı pullu deniz yıldızının o anki isteğinin kabul edileceği tutmuş. Ertesi gün tüm deniz canlıları kocaman dalgalara uyanmışlar. Deniz de havada kapkaraymış. Dalgalar o kadar büyük o kafar şiddetliymiş ki, deniz tüm sahili yutmuş, hatta yakınlardaki köyleri de yutmak üzereymiş. Küçük denizyıldızı içinde hem dipsiz bir korku hissediyormuş, hem de bir suçlu bir heyecan. Acaba dev hortum onları yutmaya gelecek miydi? Sonunda yıldızlara ulaşacak mıydı?

Tam o sırada kendisi gibi suyun içinde sürüklenip duran ıstakozların dehşet çığlıklarını duydu. 
– Hortum geliyor, bakın.
Küçük deniz yıldızı teslimiyetle gözlerini kapadı. O sırada bir balık yüzgeci onu aceleyle bir su altı mağarasına çekmeseydi o da hortum tarafından yutulacaktı kuşkusuz. Küçük deniz yıldızı hortumun güçlü savuruşuyla başını mağaranın girişine şiddetli bi şekilde çarpmasaydı onu çeken yüzgeci fark edip hortuma geri dönmeyi deneyebilirdi belki. Oysa o sırada bayılan küçük deniz yıldızı gözlerini açtığında her şey bitmişti. Etrafa sessiz bir yas havası hakimdi. Sular geri çekilmiş, sahil civar köylerden uçmuş çatılar, kapılar, kapkacaklar, yataklar ve sonsuz sayıda başka ev eşyasıyla doluydu. Köklerinden kopmuş ağaçlar, baygın halde yatan insan ve hayvanlar da rastgele etrafa serpiştirilmiş gibi duruyordu. Deniz yıldızlarının çoğu artık geri dönemeyecekleri kadar uzaklara saçılmışlardı.

Küçük deniz yıldızı büyük bir şokla kendisini de hortumla uzaklara savrulmaktan kurtarmış olan bilge balığa bakıyordu. Yaralı ve yaşlı bilge balığa… Soyunun son denizyıldızını kurtardığı için gururlu, geri kalanını kaybettiği için yaslı. Küçük deniz yıldızının kendine geldiğini gören bilge balık derhal etrafa dağılmış, hala kurtarabilecekleri deniz yıldızlarını aramak üzere dışarı çıkmaları gerektiğini söyledi.

Küçük denizyıldızı bilge balığın ardından koşuyor, gördükleri deniz yıldızlarını suya atmada ona tüm gücüyle yardım ediyordu. Uzun bir süre koşturup bulabildikleri tüm deniz yıldızlarını kurtardıktan sonra suya döndüler. Orada sadece bilge balığın bildiği gizli karışımlar hazırlayıp hepsine içirdiler, tekrar iyi olmalarını umut ederek günlerce beklediler. En sonunda tüm denize attıklarını olmasa da bir düzine kadar deniz yıldızını iyi etmeyi başardılar.

Hortum sonrası küçük deniz yıldız yeni bir yaşama başladı. Bilge balıkla ve kurtardıkları deniz yıldızlarıyla yeni bir düzen kurdular. Küçük denizyıldızı artık çok seviliyordu. Eskiden ne kadar korkaksa şimdi de o kadar cesur kabul ediliyor, bir kahraman gibi saygı görüyordu kurtardığı yıldızlardan. Her ne kadar yıllardır hayalini kurduğu kucaklanmaya kavuşmuşsa da küçük denizyıldızı bazen o günü düşünmeden edemiyordu. Acaba onun yüzünden mi çıkmıştı bu tufan? Tüm denizyıldızları onun yüzünden mi ölmüştü? Aslında kendisi kahraman değil katil miydi? Peki ya kaybolan denizyıldızları? Onlar gökteki yıldızlara erişmişler miydi? Oradan kendilerini izleyip “suçlu aslında sarı pullu denizyıldızı” diye bağırıyor ama sesleri bir türlü buralara ulaşmıyor muydu? Küçük denizyıldızı bunları düşündüğünde derin bir suçluluk hissiyle sarsılıyor ve yeni küçük toplumuna vicdan azabıyla daha da bağlanıyordu. Artık tembel tembel pineklemiyordu. Gününü diğerleri için faydalı olabilecek şeylere ayırıyordu. Küçük yemler topluyor, bilge balığa deneylerinde yardım ediyordu.

Aylar böyle geçerken bir gün yakınlarda insanları ağlarına takılmış balıklar olduğu haberi geldi. Küçük denizyıldızı hemen yanına bir kaç genç yıldızı da alarak oraya gitti. Ağlara takılmış ufacık bir deniz yıldızını görünce el birliğiyle onu kurtardılar. Ufak yıldız bugüne kadar gördüğü tüm deniz yıldızlarından da küçüktü. Bir yandan korku ve soğuktan titrerken bir yandan da ağa yakalanmış olmanın utancıyla onlardan uzak durmaya çalışıyordu. Küçük denizyıldızının gözleri önüne tam da bu yıldıza çok benzeyen kendi hali geldi. 
– Ne oyalanıyorsun orada işe yaramaz yıldız, çabuk çıkmalıyız buradan. Bir de seninle mi uğraşacağız?
Bu sözler kulaklarına çalınırken göğsünde bir acı hissetti küçük denizyıldızı. Bu sefer farklı olacaktı. 
– Hadi bakalım evlat, ne macera yaşadın değil mi? Amma da cesurmuşsun. Gel seni diğerleriyle tanıştırayım.
 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s