Kundera’dan Şaka

Bazı kitaplar vardır; bitince rafa kaldırmak zor gelir; hikayenin içinde yaşamaya devam etmek istersiniz; başka bir kitaba başlamak neredeyse bir ihanet hissi verir; sanki kitapla işiniz bitmemiştir; daha tartışılmalıdır, hikayeden alınabilecekler daha bitmemiştir. İşte Milan Kundera’nın The Joke isimli romanı da böyle bir etki yaptı bende.

Türkçe’ye Şaka ismiyle çevrilmiş. Ben İngilizcesini okudum ve Kundera’nın son sözde anlattığına göre bu kitabın Çekçe’den İngilizce’ye altıncı çevirisymiş. Diğer çevirilerde hep bir eksiklik ya da yanlışlık olmuş, çevirmenler kah metni kısaltmışlar, kah cümleleri, bir tanesi de mesela kendince yorumu katmış ve kitabın ruhu değişmiş. Bu son çeviride Kundera birebir kelimelerin çevrildiğinden emin olmuş. Çeviri romanlardaki bu muhtemel sıkıntı beni okuduğum diğer çeviri romanları düşünmeye itti. Evet, bir kısmını çok beğenmiştim. Mesela bu romanın dilini çok beğendim, zengin, yer yer şairane ve her zaman samimiydi. Gabriel Garcia Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık romanının İngilizce’sinin İspanyolcası’ndan iyi olduğu söylenir. Türkçe çevirilerde Amin Maalof’un Semerkand’ı çok iyi diye duymuştum. Aynı şekilde Harry Potter’lar çok başarılı çevirilerdir. Ve bugüne kadar suçu hep yazara attığım halde kötü çevrilmiş kitapların da ne kadar çok olduğunu fark ettim. Basit bir dili var, bir türlü içine sokmuyor dediğim kitaplardaki benzer sorunlar -kısa cümleler, derin olmayan kelimeler, basit bir anlatım – belki de kötü bir çevirinin ortak sorunuydu. Enteresan.

Şaka’ya dönersek, romanın kökleri Kundera’nın üyesi bulunduğu komunist partiden atılması üzerine 1950’lerde atılmış. Bu ciddi ve kitaptan anlaşıldığı kadarıyla oldukça travmatik olay romanda baş kahraman Ludvik’in başına geliyor ve genç yaşında yaşadığı bu acı deneyim tüm hayatını şekillendiriyor. Öyle ki Ludvik o gün kendisinin partiden ihracına onay vermek üzere kalkan ellerin görüntüsünü her an zihninde taşıyor, insanlarla yakın ilişkiye girdiği her saniye bunu hatırlıyor. Örneğin bir sayfada şöyle anlatıyor neden insanlara güvenemediğini (bu çeviri bana ait olup kesinlikle birebir değildir):

Geçtiğimiz yıllarda pek çok kadın yaklaştı bana. Açıkçası ergenlikten çıktığımdan beri bir kadınla gerçek bir ilişki kuramamış olmak ve hiç bir kadına, derler ya, aşık olmamış olmak bana acı veriyor. Bu başarısızlığın nedenlerini bildiğime emin değilim, ırsi duygusal yetersizlik mi ya da yaşadıklarımdan mı kaynaklı bilmiyorum. Kendine çok önem veriyormuş gibi gözükmek istemiyorum ama gerçek ortada: amfide hayatımı mahvetmek üzere ellerini kaldıran yüz kadar insanın görüntüsü gözlerimin önüne geliyor tekrar tekrar. Bu yüz kişinin günün birinde bir şeylerin değişmeye başlıyacağından zerre fikri yoktu, onlar benim dışlanmama sırtlarını dayadılar. O günden beri, ne zaman yeni bir ilişkiye başlasam, kadın veya erkek, sevgili veya arkadaş olmak üzere, onları o amfiye yollarım kafamda ve onlar da ellerini kaldırır mıydı diye sorarım; bugüne kadar bir tek kişi bile bu sınavı geçemedi: her biri aynı benim eski arkadaşlarım gibi (isteyerek veya istemeden, suçlu buldukları için veya korkudan) ellerini kaldırdılar. İtiraf edin: sizi sürgüne yollamaya hazır insanlarla yaşamak biraz zor, onlarla samimi olmak da, onları sevmek de zor.

Ludvik’in yaptığı bir şaka neredeyse katolik olarak nitelenebilecek komunist dünyada komik bulunmuyor, kabul görmüyor. Alay, eleştiri, bireysellik, bunlar bu toplulukta ciddiyetsizlik belirtileri, ve ciddiyetsiz biri de asla komunizm gibi ulvi amaçlara hizmet edemez. Nitekim Ludvik dost bildikleri tarafından kız arkadaşına yaptığı gayet saklı kalması gereken alaycı bir şaka yüzünden infaz ediliyor, sırf partiden değil üniversiteden de atılıyor, hem de defalarca aşağılanarak. Oysa Ludvik zeki, eleştirel, derin düşünen, cesur bir gençti. Fakat yaşadığı bu travma onu mutsuz, güvensiz, acı ve kaybetmeye mahkum bir adam haline getiriyor. Elbette bunu kendisi yapıyor ama bu travmayı yaşamasaydı Ludvik nasıl biri olurdu diye de sormadan edemiyor insan. Karakterimiz kadar başımıza gelenler de yolumuzun tesbitini yapıyor belli ki.

Okurken hissettiğim bu muhteşem haksızlık duygusu benim de kendimce yaşadığım haksızlıkları aklıma getirdi. Basit şeylerdi evet, hayatımı değiştirmediler. Ancak uzunca süre kafamı meşgul ettiler. Hala bazen aklıma gelip beni çoktan unutmuş insanlara uzun uzun kendimi anlatırım zihnimde. Anlaşılmamışlık beni yiyip bitirebilen bir duygu. Güçlü bir duygu, çok güçlü. Ve beni rahatlıkla travmaya sürükleyebilecek bir duygu. Ludvik’in tazecik yaşında yaşadığı bu korkunç olay ise elbette onun insanlığa bakışını değiştirdi.

Ludvik’in şakaları komik değil, ama derler ya, düşündürüyor insanı. Roman boyunca yaşadığı trajik olaylarla sonuçlanan ilişkileri olsun, insanlığa neden güven duymaması gerektiğini tekrar tekrar hatırlatan olaylar olsun, öfkeden çılgına çeviren hem suçlu hem güçlü insanlar olsun, pek de güldürmüyor yüzümüzü Ludvik. Ancak hayatı her şeye rağmen bir şaka kadar ciddiye aldığı için hiçbir yaşadığı içimizi sıkmıyor. Ve insan sürekli soruyor: iyileşmek mümkün mü? Ve belki de mümkündür. Çünü insanlığı değilse bile bireyleri sevmeyi öğreniyor Ludvik. Ve roman bize şunu gösteriyor: belki de mesele neye değer verdiğimizdedir, ya da kime. Belki de bize önem vermeyen ve zaten hatalı bulduğumuz, eleştirdiğimiz insanların gözüne girmek için harcayacağımız vakti bizi düşünen ve önemseyen kişileri anlamaya çabalayarak geçirsek hem onları hem kendimizi mutlu etmenin yolunu bulmuş olacağız. Onur, dürüstlük, insaniyet, alçakgönüllülük gibi uğruna savaşılan değerleri savaştığımız kişilerden beklemek yerine bizim gibi o değerleri önemseyen insanlarla bir olmak daha mantıklı değil mi?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s