Adana Notları

Bu sefer Adana gözüme daha bir hoş gözüktü. Geçtiğimiz hafta üç günlüğüne gittiğim Adana, önceki seferlerden bile güzeldi. Merkez parkı ve içindeki bembeyaz haşmetiyle yükselen Merkez Camii zaten her zaman beni büyülüyor. Onlara bir de güneşin verdiği parlak renklerde bakınca daha bir mest oluyorum. Baraj gölü bu kez mavi serin sularla dolu, kenarında yürüyüş yapıyoruz. Öyle bir huzur ki, o sessizlik, şehrin tüm gürültüsünü boğuyor. Uzaktaki yeşilliklerde Çukurova Üniversitesi varmış, ertesi günü zaten oraya da gidiyoruz, geniş çimenliklerinde parlak güneşin altında uyukluyoruz. Gölden dönerken, yakındaki lisenin bahçesinde oyanan futbol müsabakasını anlatan çocuğun heyecanlı bağırışları hoparlölerden ta bizim tarafa geliyor.
image
Eve geldiğimizde karnımız iyice acıkmış, bana tavuklu döner sevgisini aşılayan Fırat Dönerden iki tavuklu bir ayran sipariş ediyoruz. Ali’nin babasının yaptığı muhteşem salatalık turşularımızdan her lokmada biraz koparıyorum. Koyu renklerinde leziz bir baharat karışımı saklı, sanırım bugüne kadar yediklerimin en iyisi desem yalan olmaz.
Ertesi gün, Çukurova Üniversitesi’ne gidiyoruz. Otobüste zaman zaman öyle manzaralar görüyoruz ki bu yolu her gün geçenler çok şanslıymış diye düşünüyorum. Barajın mavi suları bazen iki yanımızı da kaplıyor, bazense yemyeşil ormanların içinden geçiyoruz. Geçen sefer deneyip beğendiğim Şeyhmus’ta kebap yiyemiyorum, onun yerine Turgut Özal Bulvarı’ndaki Gözde Tantuni’de tantuni deniyorum. Biraz kuru ama önden getirdirdikleri mezeler ve etin lezzetiyle zevkli bir yemek. Turgut Özal Bulvarı’na da ilk gidişim, biraz İstanbul’a, ne bileyim Bostancı’ya Suadiye’ye falan benziyor, zincir cafe ve restoranların arasındaki bicibici ve şalgam ilanları bana sürekli Adana’da olduğumu hatırlatsa da, Ali buralar özünü kaybetmiş diye pek bir dertleniyor.
 IMG_1115
Şalgam demişken denediğim şalgamları yazmadan olmaz. Kabapçılarda içtiğim şalgamların markalarını bilmiyorum ama genel olarak memnun kalıyorum, İstanbul’dakilerden tabi ki daha iyiler. Şalgamcı olaraksa önce Ali Göde’yi, sonra da Doktorum Yılmaz’ı deniyoruz, ki ikisi aradındaki fark muazzam. Ali Göde benim kafamda bir şalgam nasıl olması gerekirin cevabını veriyor: keskin, ağızda hem kaygan hem acı bir tat bırakıyor, zengin ve yoğun bir aroması var. Oysa Doktorum’un bomboş bir tadı var, içi doldurulmamış bir acılık. Acaba diyorum farklı olmak adına mı yapmışlar bunu? Yani İstanbul’daki suni şalgamların bile tadı daha iyi.
IMG_1113-1
Bu kadar yemekten bahsettim, bir tane de tatlı yazmak gerek. Son akşamımda Yıldızoğlu Künefe’ye gidiyoruz. Gerçekten künefeyi keserken içinden eriyerek uzayan tuzlu peyniri olsun, üstüne serpiştirdikleri fıstıkları olsun, sıcak şerbeti ağzımı doldururken yediğimin kalorisini düşünmüyorum bile. Ancak şu var, porsiyon çok büyük. Küçük boy almakta fayda var. Onun dışında mükemmeldi. Aslen genel olarak Adana gezim bu sefer çok güzeldi. Emeği geçen herkese buradan kucak dolusu teşekkürler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s