21 Kasım

Pazartesi sabahı. Pazartesi sendromu. Kafam hiç açık değil. Başımı kaldırıp etrafa zor bakıyorum. Gözlerimde bir yanma. Demin kahve aldım açar diye ama o bile işe yaramadı.

Dur şimdi en manzaralı yerden geçtik. Kendimi zorladım, kafamı kaldırıp baktım. Sanki biraz iyi geldi. Ufak bir nehir ya da işte çay mı denir, bir su akıyor yani, dağlara doğru. Üstünde ufak ufak köprüler yayalar geçsin diye. Ucunda da Zürih’in ünlü dağı (ya da tepesi, çok yüksek değil neticede) Ütliberg. Doğan güneş iyice parlaklaştırıyor manzarayı.

Bak şimdi bu yol üzerindeki ikinci favori manzaram geliyor. Ali’nin yolu trenle olduğundan bir sürü dağ, bayır, nehir geçiyor. Ben de işte bu ikisinde dinlendiriyorum gözlerimi hep.

Kahvemi döktüm deftere. Neyse, ziyanı yok. Çok değildi zaten. Dur şimdi manzara geliyor. Zürih’in nehri Limmat. Solda koca ağaçlar eğilmişler suya değmek istercesine. İleride bir köprü daha, üstünden geçtiğimize ek olarak. En ileride göl ve yine bulutların gerisinden güçlü ışınlarını göndermeye azimli güneşin ilaç gibi ışık oyunları. Hava açık olsa – belki iyi bir insan olursak –  en ötedeki karlı dağları görebiliriz.

Şimdi iki yan ofisteki Azeri çocuk bindi tramvaya. Demek durağı burasıymış. Neyse, beni görmedi galiba.

Bugün hava fena değil. 10 derecenin üstüyüz, yağmur/kar/çamur yok. Sakin ve soğuk bir gün. Güneş de katılım göstermek ister gibi ama … kararsız. Neyse, geldik.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s