12 aralık

Büyük bir telaşla açıyorum defteri. Demin gördüğüm at arabasının tüm detayları henüz zihnimde tazeyken aktarmak istiyorum. Tramvayın yanından siyah parlak cilalı bir at arabası geçti. Daha doğrusu biz onu geçtik, tramvay o kadar yavaş değil elbet. Üstünde siyah kepli, beyaz saçlı, pelerinli bir arabacı. Atların kısacık kesilmiş tüyleri kara kara parlıyor, gözlerinin yanlarını örten at gözlükleri bile parlak. İçindeki adamı görüyorum, beyaz saçları ve kirli sakalı eski usül favorilerle birleşmiş şakaklarında. Dolgun suratı zengin ve kendine güvenli bir keyifle karşısındaki iki adama gülüyor. İki adam gölgede kalmış, onları seçemiyorum. Ancak o sırada arabacının yanında oturan, tabloya uymayan tek detayı fark ediyor gözlerim. Bir kadın, mini eteğinin altında gözüken siyah ince çoraplı bacaklarını üst üste atmış. Onun da başında siyah şık bir şapka var, ancak modern kıyafetinin içinde tabloya gizlice sızmış gibi duruyor. Yüzündeki kocaman muzaffer gülüşte bizlerin dışarıdan büyüsüne kapıldığımız bu at arabasını, kadınsı cazibesiyle durdurmuş, arabacının yanına atlamış ve şimdi de bu büyüyü içeriden yaşamanın verdiği gururu mu görüyorum? Ya da bunların hepsi hayal, cumadan beri beni esir alan nezlem başıma vurdu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s